Mucip Kına Kimdir?

04 Aralık 2012, 21:50
Bu biyografi 1136 kez okundu
Mucip Kına Kimdir?
 Erzurum'da doğdu. Küçük yaşta şiir ve denemeler yazmaya başladı. İlköğretim sıralarındayken yazdığı öyküler ile öğretmeninin ilgisini çekmeyi başardı. Lise yıllarında ilk şiirlerini yazmaya başladı. İlk yazıları Mahalli Erzurum gazetesi Milletin Sesinde yayınlandı. 1990'lı yılların başında yayınlanan Palandöken Dergisinde şiir ve denemelerini yayınladı. 1990 yılında evlendi. Öğretmenlik mesleğine 22.02.1990 yılında Malatya Doğanşehir'de başladı. Erzurum'da öğretmenlik ve idarecilik yaptıktan sonra 2001 yılında İstanbul Fatih İlçesine Şube Müdürü olarak atandı. Halen İstanbul'da İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı olarak görevine devam etmektedir. İki kız çocuğu babası ve şairdir.

Ölmek İçin Yürümenin Tadı
M.Emin Alper’e
Ilık bir sonbahardı ve gönlümde yürümenin tadı 
En uzak hücremde ihtilal havasında 
Törenler, kutlamalar 
Gözlerimde intihar teşebbüsleri 
Kulaklarımda devrin ironik kahkahası 
Ve hicran yarası öz ülkemde 
Öz ülkemde duanın isyanı kabardı 
Beni saran yaprak havasında güz hüzünleri 
Ve ölmek için yürümenin tadı 
Damağımda dahası 
Gülsuyu ölümlerin korkunç inadı
Belki akşam otobüsünde bir küçük duraksama 
Ama sen ihtilalini patlatınca hüzne 
Ve bir Müslüman gerillaya söyletince türkünü 
Bakışlarda okumanın kaskatı ve dinç 
Kıpkızıl isyanında 
Kenar mahalle çocukları 
Ağladı…
1993
Mucip Kına
İki Güvercin 
1. 
Kapalı Çarşı’da İki Güvercin 
Uçuyordu, kaygısız ve pervasızca 
Birbiriyle oynaşan iki sevdalı yürek, 
Çarşının kubbesini gök kubbe bilerek 
Özgürce uçuyordu 
Ampulleri güneş zannederek.
Hanutçuların ısrarları, 
Turist çağıran ayakçıların bağrışmalarına karışırken 
Bütün dünya zannediyordu 
İki güvercin 
Kapalı Çarşı’yı, 
Kubbesinde yarışırken.
Neler görmüşlerdi bu kubbeden, 
Sabah sohbetlerinde ne ayıp sözler, 
Ne küfürler duymuşlardı, 
Ne pazarlıklara şahit olmuşlardı, 
Ne günahlar, ne sevaplar 
Ne yoksulluklar, ne zenginlikler 
Ne adamlar gelip geçmişti, bu çarşının eski caddelerinden
Giderinden altın toplayan çöpçülerin, 
Yüzyıllardır aynı kubbede uçup duran şu güvercinlerin 
Gördüğü bu çarşının kapıları açık, 
Üst katında Edip Cansever’in şiir yazdığı bir dükkanın 
Alt katında bir Rum çırak hasretle altın bileziği işlerken 
“Üzerinizden çekilmedi mi güneşin kuşatan sıcaklığı 
Siz hiç kaybetmediniz mi göğünüzü” diyordu
Yıl bindokuzyüzellibeş, 
Bir yürek kapalı çarşıdan gidiyordu.
2. 
Beyazıt Meydanında bir avuç yem ile tutsak edilmiş 
Diğer kardeşlerinden pek de farkı olmayan 
Özgürlüğü gördüğü ile sınırlayan 
Ha bir avuç yem ha bir avuç kubbe 
İçine doğdukları yer ve kendilerine verilen 
Döşenmiş kadim taşların arasında bir buğday tanesi için, 
Uzun taş minareler ile yarışarak 
Gökyüzünde martılarla karışarak 
Uçarken 
Neler görmüşlerdi bu minarenin tepesinden 
Ne eylemler, ne eylemsizlikler
3. 
Bir de Dobur Ali’nin kafesteki güvercinleri vardı, 
Fatih’te bir apartmanın çatı katında 
Uçmak için Dobur Ali kadar sabırsız ve hayran 
Tutsak bir o kadar 
Gök yüzünü sınırlayan iç güdüleriyle 
Özgürlüğü Dobur Ali’nin ıslığı zanneden 
Göğü bilmeyen, özgürlüğü bilmeyen 
4. 
Bir de “tedirgin bir güvercin” 
Halaskargazi’de 
Yüz üstü uzanmış yatıyordu 
Bir avuç mutluluk için 
Bir umut için
5. 
Fatih’te bir ıslık sesini özgürlük 
Beyazıt’ta göğü kubbe zannederek 
Uçuyordu bir sabah iki güvercin, kapalı çarşıda 
Çarşının kubbesini kendi gök kubbesi bilerek.
26.02.2010
Mucip Kına
Annesiz Şehrin Çocukları 
Kötürüm bir kedi gibi geçti bu sokaklardan 
Uzun şafaklarını hasretle bekleyen kar 
Bir namlu ucu gibi yara bırakaraktan 
Bir ucundan birine deşti bu sokaklardan 
En mahrem yerlerimin sıcak yaralarını.
Sahi bitti mi anne upuzun sefaletim 
Bitti mi gece gündüz canhıraş kavgalarım 
Gece yine geceyse gündüzün karanlığı 
Niye bana apansız anlamsız yaralarım 
Yine sessiz hıçkırık ve yalnız kalmalarım.
Soğuk düşünce yine iklimine sevdanın 
Azrail soluması gün doğarken ülkeme 
Bahtsız annelerimin nefessiz solukları 
Ağrıyan kalplerini vururken ciğerime 
Düşlerime bağlandı derin kan olukları
Kaldırım taşlarından binalar yaptın bana 
Gece gündüz demedin ninniler yaktın bana 
Haliyle içimdeyken neden uzaktın bana 
Hiç deme oldu işte bak neler yaptın bana 
Annesiz kaldı şehrim küstürdün çocukları.
Mucip Kına
Bir Eylül Gecesi 
Bir Eylül gecesiydi anne, 
Abim askerde 
Gece uyanıverdik 
Radyoda sert yüzlü insanlardan biri 
“Netekim” diyordu hoyratça 
“Netekim devlet her şeye hâkimdir” 
Abim askerde anne, bense 
Bir cemse askerin ortasında 
Radoyada Hasan Mutlucan 
“Estergon kalesi bre dilber aman” 
Kayboldum birden bire 
“Giden gelmiyor acep nedendir” 
Gidip te dönmemek varken, kayboldum 
Ben nesi olurum anne bunların 
Ben nesi olurum 
Ölüm bir devletti belki avuçlarımızda 
Biz ise devletin şımarık çocukları 
Böyle iken sen kayıp annesi oldun 
Bense tabutlukta ülkü divanesi

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 1 yorum mevcut

    • Osman AYŞİN 2 yıl önce yorumlandı

      umarım yeni il milli eğitim müdürümüz ilimizin eğitim problemlerini kısa sürede irdeleyerek çözeceğine inanıyorum.eğitim çalışanlarıyla hareket ederek.

    Hava Durumu
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv